Kişisel Gelişim Teknoloji

Kısa Bir Yol: start-Up!

start-Up?

Bir fikri, hayali gerçekleştirme hevesiyle çıkılan yol mudur start-Up? Aslında böyle tanımlayabiliriz. İlk olarak ABD’de adını duyurmaya başlayan ve bir salgın gibi yayılan bu kavramı şöyle açıklayalım;

Herhangi bir soruna çözüm bulmak ya da dünyayı iyileştirmeye yönelik bir fikirle yola çıkan şirketleri bu konsept altında toplayabiliriz. Şirket derken plazalar, yüksek ve süslü binalardan bahsetmiyorum. Bir avuç insanın bir araya gelip, bir evin küçük bir odasında çalışması bile olabilir start-Up. Daha çok yazılım-teknoloji alanında adını duyursa da başka alanlarda da start-up’lar kurulabilir. Konsept olarak bir fikri çok hızlı bir şekilde gerçekleştirip bununla orantılı aynı hızda büyümektir aslında amaç. İşte tam da bu yüzden başarı garanti edilmez hiçbir zaman. Daha fazla ayrıntıya girmeden önce dilimize ‘girişim’, ‘yeni girişim’ olarak geçse de sektörde İngilizce adıyla kullanıldığını da belirtelim.


İlk Adım: Fikir

Diyelim bir sorunun çözümüne ilişkin çok güzel bir fikriniz var. Öncelikle bu çözümü çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmek için neler gerektiğini belirlemelisiniz. Çünkü start-Up’lar normal bir şirketin büyüme eğrisine göre kat ve kat daha hızlı büyüme eğilimine sahip olmalıdır. Daha sonra kendinize sizin fikrinizi benimseyecek takım arkadaşları bulmalısınız. Bunları hallettikten sonra ise bir yere kadar ilerleyebilirsiniz. Sonrasında ise sponsorlara ihtiyacınız  olacaktır, çünkü projeniz ilerledikçe kaynaklarınız yeterli gelmeyecektir. Sponsor aramak için ‘KickStarter’ tarzı fon toplama siteleri iyi bir başlangıç olabilir. Start-Up akımında en çok yapılan hata salt bir fikirle sponsor aramaya çalışmaktır. Siz yatırımcı olsanız sadece bir fikre ne kadar yatırım yapmayı düşünürsünüz? Üstelik bu fikir sonunda başarıya ulaşamayabilir!


Yol Kısa Ancak Emek?

Çoğu insan bir start-Up kurup daha az çalışarak ve esnek çalışma saatlerine sahip olarak başarıya ulaşabileceğini düşünmektedir. Bu start-Up için en büyük yanılgılardan biridir. Mantıken baktığımızda da zaten kısa süre içerisinde bu kadar hızlı büyümek yatarak veya az çalışarak olacak bir iş değil. Herhangi bir fikrinizi başarıya taşımak istiyorsanız herkesten çok daha fazla çalışmanız gerekmekte. Yani yol kısa olsa da oldukça meşakkatli bir yol olacak.


Google, Facebook…

En güzel örneğin Facebook olduğunu düşünüyorum. Tyler ve Cameron Winklevoss adlarında iki Harward  öğrencisi  okullarında insanların birbiriyle tanışmasını, kaynaşmasını sağlayacak bir internet sitesi kurmayı düşünürler. Ve okullarında bilgisayar kurdu olan Mark Zuckerberg ile bu fikri paylaşırlar. Zuckerberg bu fikri daha da geliştirerek kısa süre içerisinde siteyi kurar ve site okul sınırlarını da aşarak hızla yükselir. Sadece bir kaç gecede yüzlerce insan kayıt olmuştur. Bununla birlikte artık bilgisayarları yetersiz kalmaya başlamıştır. Daha sonra Facebook 1000$ ile ilk yatırımını Eduardo tarafından almış olur. Bu hikayenin traji-komik devamını okumanızı da tavsiye ederim bu arada. 

Bu örnek start-Up konseptiyle bire bir uyuşmaktadır. Kısaca, ortaya atılan bir fikir, bunun çok hızlı ve efektif bir şekilde gerçekleştirilmesi, ve kurulan start-Up’ın hızla büyüyerek bir şirket haline dönüşmesi. Google tarafında da başarı öyküsünün  start-Up kavramı için çok güzel bir örnek olduğunu söyleyebiliriz.

Başarılı start-Up’ların ilerleyen zamanlarda büyük şirketler tarafından satın alım teklifi alması çok olağan ve sıkça karşılaşılan bir durum. Özellikle Apple gibi global şirketler yeni fikirleri ve başarılı start-Up’ları bünyesine katmak için servetler ödeyebiliyor. Ülkemizde de gayet başarılı start-Up’lar var. Bunlara; Sinemia, 140journos örnek olarak gösterilebilir. 

140journos’un bu videosuna göz atabilirsiniz;

https://www.youtube.com/watch?v=7PMvex5PZF0&t=1s

 

Yazar Hakkında

Enis Can Yılmaz

Fırat Üniversitesi Yazılım Mühendisliği bölümü öğrencisi. Mobil uygulama geliştirme ve web programlamaya meraklı, kişisel gelişim ve yazılımsal incelemeleri yapmayı seven biri :)

Yorumlar

Yorum Ekle